ANA SAYFA

ÖZGEÇMİŞİ KİTAPLARI ÖDÜLLERİ GÜNLÜKLERİ YAZDIĞI SON YAZI FOTOGRAF GALERİSİ

 


                      
Sevgili Behzat,

 

          Zorlu geçen iki yılın ardından denizin ve hemen ardında irili ufaklı adaların göründüğü, rüzgâr estiğinde çamların uğultulu yalnızlığını dinlediğim Ayvalık’taki yeni taşındığım evden yazıyorum bu kez sana… Sabahları kumru sesleriyle uyandığım evime ulaştıran yol boyunca bir tarafta kıyıyı izleyen denizin çevrelediği, diğer yanda çamların ve iki katlı evlerin yer aldığı Çamlık yöresi, çocukluğumun ve gençliğimin düşsel anılarıyla bezeli İstanbul’da, Burgaz ada’yı anımsatıyor bana… Ölümünden bir yıl önce giderek incelen bedenini fotoğrafla görüntülediğim Burgaz ada’yı…

          Tam da sana bu satırları yazdığım sırada, iki direkli bir tekne kayıtsız bir edayla süzülerek geçiyor karşı kıyıdan, birden Heybeliada’da hiç eksilmeyen martı sesleriyle izlediğimiz söylencesel görkemiyle bizleri uzaklardaki bir yolculuğa çıkaran tekne düşüyor usuma…
İlk yaz geldiğinde ağaçların çiçeğe durduğu birden yeşeren doğasıyla, papatyalar arasından başını sessizce uzatarak “günaydın” diyen bir kaplumbağanın bize eşlik ettiği Heybeliada’daki yürüyüşlerimizi anımsıyorum sonra… Ah! Sonra sevgili kedimiz Duman’ı… İki yıl önce 1 Eylül sabahı beni tarifsiz acılar içinde bırakarak seninle buluşmaya giden sevgili kedimiz Duman’ı… Gökyüzünü aralayarak yıldızlar arasından gizlice gözlerken bizi, nasıl da belirlemiştin Dünya Barış Günü’ndeki ölümünü Duman’ın?  “
“İlk kez 16 yaşında bir kedi görüyoruz, sevginizle yaşatmışsınız O’nu…”Sağaltımı için götürdüğüm hastane asistanlarının sözü üzerine umarsızca eğmiştim başımı, acımı yüreğime gömerek…
Kedilerin öleceklerini duyumsadıklarında sahiplerini üzmemek için evi bırakıp gittiklerini duymuş, öleceğini sezinleyerek kaybolacağı kuşkusuyla O’nu hep izlemiş, sonunda yatağımın hemen ucunda, yavrularını doğurduğu sepetinin içinde sessiz bir çığlıkla beklemiştim ölümünü… Ah sevgili Behzat, O’nun birkaç yıl daha yaşayabilmesi, yaşam ışığımın bir süre daha yüreğimi aydınlatması için neleri vermezdim duraksamaksızın oysa… Yanaklarından süzülen yaşlar, kanayan bir sızı olup düşüyor yüreğime… Şimdi O, bahçesinde şarkılar söyleyerek gezindiği Altınova’daki yazlığımda, güller arasındaki mermer bir gömütte dinleniyor. Evde uzun süre odaları gezerek annesini arayan, sonunda da şaşmaz bir sezgiyle gömütünü belirleyip beslediğim yavru köpeklere karşı başında nöbet tutan Canan’ın bedeninde yaşayarak… Yaşamı süresince hep kıskandığı, oysa ondan bir anı kalması için sakladığım, kendisine en çok benzeyen kızı Canan’ın…Dağ evinin bulunduğu Arslanköy’de çocukluğunun Paşapınarı’na yürüyüşe çıktığımızda bizi izleyerek  nasıl da eşlik ettiğini, Heybeli’deki ilkokul çocuklarının “Kediye bakın!.tazı gibi atlıyor!” diyerek şaşkınlıklarını dile getirdikleri, çiçekleri suladığında suyun üzerinden atlayarak seninle nasıl şakalaştığını, yavrularını göğsümde ah nasıl da sancı çekerek doğurduğunu unutabilmek olanaklı mı?... Kalıt yazım diyerek bana verilmesini istediğin son yazın “Heybeli Güzeli Duman” adlı öykünde Duman’ı ve evimize düşen aydınlığını okuyarak avunuyor, onu hiç bitmeyecek ama her gün yenilenecek bir hüzünle anımsıyorum.

          Ölümünden hemen sonra sanki günlüklerinden kimilerinin bir el tarafından rastgele ama suçlayıcı bir biçimde bir araya getirildiği izlenimini veren ve bir dergide yayımlanan yazıdan sonra sırtlanlar ve akbabalarla çevrili bir dünyada nasıl da göğsünü siper ederek korumuştun beni bu yazınla…(Sevginin koruyuculuğunun bir kez daha ayırdına varıyorum)
Bana seni andıran gelinciklerin açtığı bir ilkyaz günü, 2 Mayıs’daki doğum gününde veriyoruz adına düzenlenen Yazın Ödülü’nü…Kırklı yaşlardaki iki genç şair; aynı zamanda akademisyen olan Hüseyin Köse ile Tutukevi’nde psikolog olan Can Sinanoğlu paylaşıyorlar bu yıl “şiir” türüne ayrılan ödülü….Sevgili dostun Cemal Süreya’nın “sen gizli bir şairsin” dediği adına verilen ödülde, Arzu Ayçiçek ile Mehmet Sadık Kırımlı da şiir emek ödülüne değer bulunuyorlar Seçici Kurul tarafından…  Aralarında “bilge kişi” olarak adlandırdığın dostun Eray Canberk ile İzmirli bir şair Hüseyin Peker’in de bulunduğu seçici kurul şöyle açıklıyor gerekçeli kararını:
Hüseyin Köse(d.1970) şiir birikimimizi göz ardı etmeyen, çok katmanlı olmakla birlikte kapalı olmayan bir şiirin başarılı örneklerini verdiği “Orada Olmayan Adam” adlı kitabıyla, Can Sinanoğlu(d.1970) ise yine şiir birikimimizi göz ardı etmeden, yer yer öne çıkan ve rahatsız etmeyen alaysılamalı anlatımıyla bu yıl şiir dalında verilen ödülü paylaştılar.

          Dağarcığındaki Zülfü Livaneli şarkıları ve etkileyici sesiyle yetenekli bir genç olan Ömer Aslan’ın bağlamasıyla seslendirdiği “Karlı kayın ormanında” türküsüyle başlıyor tören.
Nazım’ın şiiri müziğin büyülü evreninde ezgilere dönüşüyor.
                          “Yeditepeli şehrimde
                             Bıraktım gonca gülümü
                             Ne ölümden korkmak ayıp
                             Ne de düşünmek ölümü”
           Acıyla duraksıyorum, deryaya dönüşüyor yüreğimdeki gözyaşları…          
Havva Taylan’ın özveriyle hazırlayarak duygulu bir sesle sunuculuğunu yaptığı slâyt gösterisi izliyor müzik şölenini. Ardı ardına görüntüye gelen fotoğraflarda yaşamın ve yaşadığımız güzel günler özlemle düşüyor usuma… Taylan, dilimize kazandırdığın öz türkçe sözcüklerle dillendiriyor öz Türkçe vurgunluğunu…
Ardından “Şair ve Etik” konulu Panel’de Hüseyin Peker, Bilsen Başaran ve Hüseyin Köse anılardan kolay silinmeyecek ve yankısı izleyici tarafından taçlandırılan birer konuşma yapıyorlar. Ödül dağıtımından sonra söz alarak “Bu ödül, yalnız yaşamının bir bölümünü paylaştığım bir yazın adamına değil, ama aynı zamanda yazılarıyla Cumhuriyet Devriminin ışımasını, toplumdaki çağdaşlaşma sürecinin ivme kazanmasını sağlayan bir aydına adanmıştır” diyerek bitiriyorum sözümü…
           Ölmüş bir yazın adamının ardından anısını diri tutma, onu yaşatma çabasını esirgemeksizin destekleyen Ayvalık Belediyesi’ne, değerli paylaşımcılara ve özenli ve titiz değerlendirmeleriyle özveriyle çalışan Seçici Kurul üyelerine emeklerine saygıyla gönül borcumu yineliyorum.
          Tören sona eriyor. Doğum gününde seni, Fakir Baykurt’un deyişiyle “öğretmenlerin önderi oluşu, bütün öğretmenleri uyaracak yazılar yazması nedeniyle” sürgünlerle bedel ödeyen bir aydını, bir kez daha anmanın coşkusu, yerini ayrılığın onulmaz hüznüne bırakıyor.
       Tanrım!...Senden ve Dostluğundan uzakta yaşamın hoyratlıklarına daha ne kadar dayanabilecek yüreğim?...                                       
                                                                                                                    ELGİZ
                                                                                                                 17.5.2011
                                                                                                                   Ayvalık

 
   
  Sevgili Behzat,

  Çocukluğumun düşsel anılarının izini sürerek askerimizi görmeye geldiğim ve vurularak yerleşme kararı aldığım zeytin ve denizin buluştuğu büyülü güzellikler ülkesi Ayvalık' tan yazıyorum sana....
                             

  Mersindeki gibi ilk yaz günlerinde çiçek kokularının baş döndüren büyülü dünyası olmasa da bana seni anımsatan gelincikler, kıyıda, kumsalın hemen üstündeki topraklarda açıyor burada...Zeytin ekerek,balıkçılık yaparak geçimini sağlayan yoksulluğun sınırındaki halkı,güler yüzlü ve sevecen olmayı başarabiliyor yine de.
 
   Bir ilkyaz günü ,iki aylık yavru iken Heybeliada'da bularak bana armağan ettiğin Kedimiz Duman, Altınova'daki yazlığımın bahçesinde tam da senin düşlediğin gibi şarkılar söyleyerek gezinmekte, kızı Canan'ı yine kıskanmakta (oysa onu ne denli sevdiğimi, kısa ömründen bir anı kalması için kızını sakladığımı bir bilebilse), ara sıra yemek verdiğim sitenin köpeği Sarıkız'a hırlamakta...Tüm gece, sabaha dek tek başına siteyi azman köpeklere karşı savunan (adını benim verdiğim zeki ve duyarlı bir kangal olan) Sarıkız'ın itilip kakılmasına, gündüzleri biraz uyuyabilmek için gittiği bahçelerden kovulmasına tanıklık ediyor, içimden yükselen sessiz bir çığlık ve ilençle anıyorum onları....(Gözlerin yaşlarla doluyor)

  Bu yıl, Ayvalık'da düzenlenen "Behzat Ay Yazın Ödülü" Toroslarda olduğu gibi gelinciklerin açtığı bir günde, doğum günün olan 2 Mayısda Belediye Başkanı Sayın Hasan Bülent Türközen' in de katılımıyla görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Sekiz-oniki yaş grubu çocuklardan oluşan ve hep anımsanacak büyülü ezgileriyle törene renk katan Mersin Operası Çocuk Korosu'na ve binbir güçlüğü aşarak koronun Ayvalığa gelmesini sağlayan genç ve yetenekli şef Reyhan Bezdüz' e yürekten teşekkürler...Törende katılımcılarının Öner Yağcı, Yusuf Çotuksöken ve Orhan Kural olduğu "Türkiye'de gezi edebiyatı" konulu bir de panel gerçekleştirildi. Son yıllarda Behzat Ay Yazın Ödülü seçici kurulunda ipek kozası örneği hiçbir karşılık beklemeksizin özveriyle çalışan, düzenlediğim panellere konuşmacı olarak katkıda bulunarak beni destekleyen Yusuf Çotuksöken ve Öner Yağcı' ya gönül borcumu dillendiriyorum. Bu törenin ete kemiğe büründürerek gerçekleşmesini sağlayan ve desteklerini esirgemeyen Sayın Hasan Bülent Türközen'i saygıyla anıyorum. Doğduğun topraklardan gelen genç yazar Eser Deniz Oğuz, özgün gezi yazılarında Türk dilini kullanımındaki varsıllık ve toplumcu dünya görüşünle bağdaşarak nasıl da yakışmıştı sana...Ödülü paylaşan diğer genç yazar Burcu Tuğba Düzgüner, yazılarıyla neredeyse müziklerini de duyurarak gezdiği ülkelerdeki uygarlıklarla tanıştırdı bizleri...

  Kuşatılmış,batılı yayılmacıların kıskacındaki güzel ülkemizde neler olup bittiğini mi soruyorsun bana?...
Yönetsel erki ellerinde bulunduranlar, yayılmacılarla olağan dışı uyumlu, A.B.D' nin ulusumuza biçtiği "ılımlı islâm devleti" modelini yaşama geçirmeye yeltenmekte, ulusal kaynaklarımızı yok değerine yabancılara satmakta , yıllarca bekletildiğimiz A.B kapısından girebilmek için her türlü onursuzluğu göze alıp ulusal onurumuzu yok saymaktalar...İki yüzyıl öncesine uzanan kısa bir tarihi olan bir devlet(A.B.D) (yayılmacılar nasıl geçmişte yeni bir din (hristiyanlık ) getirme savıyla Astek örneği önceki uygarlıkları sömürüp,yok ettilerse) bu kez de Irak'a demokrasi getirme savıyla, binlerce yıl öncesine giden bir uygarlığı ve kalıtını yok ederek, halkını acı, kan ve onursuzluğa boğabiliyor (.Ülkemize demokrasi dersi vermeye kalkışan çifte standartlı A.B ülkeleri de hiçbir törel değer tanımaksızın Irak ulusunun kıyımına destek verebiliyorlar). Dahası doymayan bir açgözlülükle (ve büyük bir utanmasızlıkla) doğu ve güneydoğu bölgemizi Kürdistan olarak gösterebiliyor haritalarda. Ama, başını sivil toplum örgütlerinin çektiği, yüce ulusumuz, Tandoğan, Çağlayan ve Gündoğdu mitinglerinde insan seline dönüşerek kendisine biçilen bu role görkemli bir biçimde "hayır" yanıtını verdi. Yaşayıp da ulusal onurumuzun coşarak kükrediği bu günleri görmeni ne kadar da isterdim.

  Ah Sevgili Behzat,Yüce Önderimiz Mustafa Kemal gibi elinin tersiyle iterek  "Hayır, istemiyoruz, iki yüzlü demokrasiniz de köhnemiş değerleriniz de sizin olsun" diyebilecek bir önder ne zaman gelecek ülkemize?... Tüm bunlardan sonra doğduğun topraklarda oluşturmayı düşündüğüm "Behzat Ay Yazarlar Evi"ni bu topraklarda nasıl kurmayı düşünebilirim?.İlkokul öğretmenin Cevat Mutluay'ı, köy enstitülü emekli saylâv Süleyman Şimşek'i,bu sevecen ve dost insanları ard arda yitirdikten sonra aşırı göç alması sonucu giderek yozlaşan güzelim Mersin'i arkada bırakıyor, sivil toplum örgütlerinde tanıdığım güzel insanları buruk bir özlemle anımsıyorum...

  Ölümünden iki ay önce bana telefonda söylediğin "hayatta senin gibi bir dostum olmadı hiç" sözün yankılanıyor hâlâ kulaklarımda...Ah Sevgili Behzat Ay, ıssız dünyamın yalnızlığında seni, dostluğunu nasıl da özlediğimi bir bilebilsen...

ELGİZ PAMİR .

 

 

BEHZAT AY YAZIN ÖDÜLÜ KATILMA KOŞULLARI

BU YIL DÜZENLENEN ÖDÜL HAKKINDA

BEHZAT AY YAZIN ÖDÜLÜ KAZANAN YARIŞMACILAR 

BEHZAT AY YAZIN ÖDÜLÜ KURUCUSU HAKKINDA

BEHZAT AY' A MEKTUP SİTEYİ OLUŞTURMA NEDENLERİ