ANA SAYFA

ÖZGEÇMİŞİ KİTAPLARI ÖDÜLLERİ GÜNLÜKLERİ YAZDIĞI SON YAZI FOTOGRAF GALERİSİ

 


       
 (Mutlu bir günün ardından )
             26 Ekim 1990


 

  GÜNLÜKLERİYLE BEHZAT AY…                           

Tuncer Uçarol, Çağdaş Türk Dili Dergisi’nin Nisan 1991 sayısında, Günlükçülerimiz içinde en gözü pek olanı hangisidir? sorusuna “İncelediklerim içinde Behzat Ay’dır”yanıtını veriyor. Denemeden, anıdan, eleştiriden şundan bundan uzak arı günlükleri kim yazıyor? Sorusunu “Behzat Ay yazıyor” biçiminde yanıtlıyor.
1981 –1994 yılları arasında yazmış olduğu günlüklerinden oluşan “Çırılçıplak Yüreğimle” adlı kitabında Behzat Ay, “günlüklerde içtenlikli olunmalı” der. Söylemine uygun, yaşadıklarını içtenlikle dile getiren bir yazarla karşılaşırız günlüklerinde…
 Behzat Ay’ın günlükleri yaşama alabildiğine dönük olmakla birlikte, aynı zamanda tarihsel ve yazınsal anlamda bilgilendirici günlüklerdir. Örnekse Atatürk’ün Hitler için “Gezgin Tenekeci” deyimini kullandığını, Yıkıkkent (Viranşehir) adını verdiği Pompeipolis’in M.Ö 700 Yıllarında Rodoslularca Soli adıyla kurulduğunu, Eskimo dilinin 1700 yılından bu yana Latin harfiyle yazılıp, okullarda öğretildiğini, O’nun günlüklerinden öğrenebilirsiniz.
ınsal anlamda da bilgilendiricidir günlükleri… Örneğin üç Tolstoy’un yaşadığını (her birinin yaşadığı yıllar ve yapıtlarını), S. Zweig’ın 23 Şubat 1942’de canına kıydığını, Cevdet Kudret, Vedat Günyol ve Ömer Asım Aksoy’un hukuk öğrenimi yapmalarına karşın öğretmenlik yapmayı yeğlediklerini, yazıncılığı uğraş edindiklerini”, Hüseyin Rahmi’nin ölmeden önce “kedilerimi iyi doyurun” dediğini günlüklerden öğreniriz…

Behzat Ay, özenli bir dil kullanır günlüklerinde… Onun bu tutumunun ardında yeni sözcükler üreterek önerecek denli güçlü Öztürkçe tutkunluğu bulunur. Çünkü ona göre ”Türkçeyi sevmek, Türkiye’yi, coğrafyasıyla, insanıyla, ekiniyle, ürünleriyle, yaratılarıyla sevmektir… Yani yurtseverliktir” Suâdiye, 21 Ocak 1994
Aşağıdaki günlüğü, karşıt davranışta bulunan kimi aydınlara yöneltilmiş açık bir eleştiri niteliğinde olduğu gibi, günümüz Türkçesine de yöneliktir.
 “Gorbaçov, Rusça “Glasnost”, “Perestroyka” sözcüklerini kullandı ya, bizim kimi aydınlar da aynı sözleri yineleyip duruyorlar son günler. “Açıklık” “Yeniden yapılanma” diye Türkçe söylemiyorlar. Osmanlıların dilimize Arapça ve Farsça’yı sokmalarından yakınırken şimdi bir de Rusçayı mı sokalım. Zaten Fransızca, İngilizce bilenlerimiz de bildikleri dilin sözcüklerini konuşurlarken az kullanmıyorlar. Ne gereği var?” Altıntepe, 28 Mart 1989
  Öngün(arife) sözcüğü gibi dilimize pek çok sözcük armağan eden Behzat Ay’ın günlüklerinde kullandığı kimi sözcükler:
Kronolojik(zamandizinsel),ders(öğrence),takdir(beğence),espri(bulucuk), promosyon( özendirme),sponsor(destekleyici), endeks(gösterge), kreasyon( yaratım), opsiyon(seçme süresi), buldozer(yoldüzer)…
Ülkemizle ilgili görüşleri günümüz Türkiye’si için de geçerlidir. Yıllar önce neredeyse bugün içinde yaşadığımız koşulları öngörerek betimlemiştir…
“Yaşadığımız dönemi şöyle özetleyebilir miyiz? Siyasa tıkanmış… Ekonomi çökmüş… Köyler yoksullaşmış… Eğitim Çağdışı olmuş… Köktendinciler şahlanmış… Şu “serbest piyasa ekonomisi” dedikleri vurgunculuk düzeni, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yaptı; orta direği yıktı, devlet içindeki sömürücüler ülkeyi yakıp kavurdu” Suâdiye, 5 Mayıs, 1994
Toplumdaki açmazla ilgili çözümü, bu gün için de geçerli olabilecek bir çözümde “tüm yurtsever ve ilericilerin birleşmelerinde” görür…
 “Ülkemizde olup bitenleri izledikçe Türkiye halkını düşmanlıklara sürükleyecek etnik ve mezhepsel kan davalarına “dur” diyebilecek bir gücü toplumda mutlaka ivedilikle yaratmalıyız diye düşünüyorum..yine düşünüyorum: yolsuzlukların, yobazların, yalanın, rüşvetin, talanın önüne geçebilecek bir erki (iktidar) işbaşına getirmek için bütün yurtsever ve ilericilerin zaman geçirmeden birleşmeleri gerekiyor” 16 Ocak 1994, Suadiye.
Mustafa Kemal hayranlığı ve ödünsüz Kemalizm savunucusu oluşu günlüklerinde izini sürdüğümüz temel bir izlektir.
“Paruşev’in belgelere dayanarak vurguladığı gerçek şu: Atatürk’ün bir halk önderi oluşu, demokrasiye olan inancı ve ödün vermez kişiliği...” Arslanköy, I Eylül 1989.
Behzat Ay’ın Kemalist ilkeleri ödünsüz bir biçimde savunması, Fakir Baykurt’un söyleyişiyle “Öğretmenlerin önderi oluşu, bütün öğretmenleri uyaracak yazılar yazması” dönemin yönetimince sürgün edilerek ( müfettişlikten köy öğretmenliğine indirilerek) cezalandırılmasına yol açacaktır. Aydın olmanın bedelini çok ağır bir biçimde ödeyen Behzat Ay, bu aşırı duyarlı yapı, uğradığı haksızlıkların ve yaşadığı acıların etkisinden uzun zaman kurtulamayacaktır.
“Gece karabasanlar... Bir de düş gördüm. Yine öğretmenmişim. Doğuda çok uzak bir yere kış ortasında sürgün ediyorlar. Yapayalnızım. Umarsızım. Kar, buz, soğuk, tipi... Yakacak yok. Odun arıyorum, bulamıyorum. Üşüyorum. Sıçrayarak uyandım. Ter içindeyim. Nâzım’ın  “Tanganika Röportajı” nın bir bölümündeki iki dizeyi anımsadım. Hapishane hâlâ düşlerine girer, Uyanırsın sıçrayarak”. Altıntepe 23 Kasım 1984.
Günlüklerindeki bir başka izlek de “yalnızlıktır”. O, bir yandan yalnızlıktan kaçarken, bir yandan da yalnızlıklar arar.
“Üstelik zaman zaman boğuluyormuşum gibi duyuyorum kendimi. Yalnızlıktan kaçıp, yalnızlıklar arıyorum.” Mersin 14 Nisan 1982.
Yaşamında da önemli bir yeri olduğunu gördüğümüz Dostluk ve Sevi, uğruna özveride bulunulacak yüce değerlerdir onun için. “Devrimci ozan Mayakovski, “Hiçbir şey silemez aşkı, -ne tartışmalar, - ne ayrılık...” dizelerini yaratır. Sağcımızın solcumuzun tu kaka eder göründükleri dostluk ve sevi insanlık tarihiyle yaşıt konulardır. Çünkü insanla ilgili, insanın vazgeçilmez duygularıdır.” Altıntepe 25 Kasım 1982.   
 Büyük hayranlık duyduğu bu nedenle de Cemal Süreya’nın kendisine “General Behzat” diye takıldığı Paşasının ölümü karşısında tarifsiz acılara gömülür…
“Cemal Madanoğlu Paşa’nın yeğeni Nedim Madanoğlu gece telefon etti, Paşa ölmüş. Burgaz adası’na, oradan bize doğru geliyormuşçasına uzanan yakamozlara bakıyorken tarifsiz bir acıya gömüldüm”. Heybeliada 28 Temmuz 1993.
Günlüklerindeki temel izleklerinden biri de çevre bilinciyle taçlanan doğa sevgisidir. Bundan on yıl kadar önce güzelim Mersin’deki çarpık yapılaşmaya dikkatimizi çeker. Ne var ki sözünü ettiği köşklerin yerini on, onbeş katlı beton yığınları alacaktır bu kez.
“Portakal, limon ağaçları kesiliyor, yerlerine yapılar yapılıyor. Çoğu da köşk. Adana ve çevre zenginleri güzelim bahçeleri, ağaçları kestiriyorlar. Yeşil bitiyor. Yeşille mavinin (denizin) kaynaştığı buralarda da doğa öldürülüyor. Yeşil tüketiliyor” Mersin 18 Nisan 1984.
Doğa sevgisi, çocukluğunun geçtiği doğası varsıl yörelere ve o yıllara duyulan özlemle birliktedir hep…
“Öğleden sonra, ılık ilkyaz güneşinin altında, çocukluğumun Paşapınarı’nda, Güzyaka’sında, Düzyaka’sında, Dereboyu’nda, Değirmen çevresinde uzun uzun yürüdük Elgiz’le. Demet demet çiçekler topladık: Papatyalar, menekşeler, sümbüller, dahası kardelenler. Kuş sesleri ve böceklerin şarkıları ve de şu şaşılası güzellik sanki esrikleştirdi bizi”  Arslanköy 17 Nisan 1991.
Tüm canlılara yönelik olan doğa sevgisi, yer, yer şiirsel betimlemelerle dile getirilir.
“Akşam olunca kır gazinosuna benzettiğim evimin önünde gezinirken, diktiğim kavakların yıldızlara uzanacakmış gibi görünümlerine bakıyorum... Uzaklardan gelen tek bir kurbağa sesini ve bu sese bir ağustos böceğinin sesiyle eşlik ettiğini duyuyorum...” Arslanköy 25 Ağustos 199
 Doğa sevgisi yanında hayvan sevgisi özellikle kediler tüm yaşamında.( ve izdüşümü olan günlüklerinde) önemli bir yer tutar. Nurullah Ataç’ın “ben kedi sevmeyenlerle anlaşamam” dediğini, Nazım’ın Aziz Nesin’in, Kemal Tahir, Cihat Burak ve Tomris Uyar’ın kedi sever olduklarını Onun günlüklerinden öğreniriz…
“Caddeler, sokaklar, evlerin önü, balkonlar kedi dolu. “Burada kedilere doyacağım” diyor, yavruları kucaklayıp, kucaklayıp, öpüyorum burunlarından. Zaten iki ay kadar önce faytonla eve dönerken, faytonun önünde beliren bir kedi yavrusunu tutup eve getirmiştim.  Sırtı duman rengi, göğsü ak. Adını Duman koyduk. Şimdi acıkmış, bizi özlemiştir diye ivedi eve yöneldik.”   Heybeliada 28 Eylül 1993  
Behzat Ay’ın günlüklerini okurken, bir Latin ozanının, Terentius,’un sözü düşüyor usuma…“İnsana özgü hiçbir şey bana yabancı değildir”…
Yücelik ve alçaklığı, sevinç ve acıları, sevgi ve dostluklarıyla “insan”ı, bu çelişkiler varlığını tanımak isteyenler, Behzat Ay’ın günlüklerini okumalı!
Elgiz Pamir


Behzat Ay

Çırılçıplak Yüreğimle
Gerçek Sanat yayınları
Birinci Basım: eylül 1994

 

BEHZAT AY YAZIN ÖDÜLÜ KATILMA KOŞULLARI

BU YIL DÜZENLENEN ÖDÜL HAKKINDA

BEHZAT AY YAZIN ÖDÜLÜ KAZANAN YARIŞMACILAR 

BEHZAT AY YAZIN ÖDÜLÜ KURUCUSU HAKKINDA

BEHZAT AY' A MEKTUP SİTEYİ OLUŞTURMA NEDENLERİ